|
ÇEVREMİZDE
ALKOL KULLANAN ONCA İNSAN VAR, ALKOL KULLANMAK NEDEN
SORUN OLSUN?
İnsanlık tarihi boyunca bağımlılık yapan ve
kullanımı en yaygın iki maddeden biri tütün diğeri
ise alkoldür. Özellikle alkol kullanımı,
toplumsallaşmanın olağan bir aracı haline gelmiş bu
nedenle alkole bağlı gelişen bedensel, ruhsal ve
toplumsal sorunların önemi oldukça geç fark
edilmiştir. İnsanlar, çoğu kez, alkol kullanan diğer
insanlara bakarak, alkol kullanmanın neden bir sorun
olabileceğini anlamakta güçlük çekmişlerdir.
Bugün gelinen noktada ise, erişkin yaşta isteyen
herkesin alkol kullanma hakkı nasıl varsa alkol
kullanmama hakkı da vardır. Üstelik alkol kullanmama
hakkı uluslararası anlaşmalara bağlanacak kadar
önemsenmektedir. AB üyesi ülkelerin oluşturduğu ve
ülkemizin de imzaladığı ^^Avrupa alkol tüzüğü ^^
bunun en önemli örneğidir.
Dolayısıyla, çevrede onca insanın alkol kullanması
alkole bağlı bir sorunun gelişme riskinin düşük
olduğunu göstermez. Aksine, önemli bir sorunun neden
yaygınlık kazandığı hakkında fikir verebilir.
MADEM BAĞIMLILIK
YAPIYOR ALKOL SATIŞINA NEDEN İZİN VERİLİYOR?
Bazı ülkelerde alkolün üretimi pazarlanması ve
satışı devlet tekeli aracılığı ile yapılmakta;
devlet için önemli bir vergi gelir kaynağı
oluşturmaktadır. Alkol üretimi aynı zamanda pek çok
insanın çalıştığı bir sanayi alanıdır. Alkol üretimi
bu nedenlerle ekonomik açıdan göz ardı edilemeyecek
bir niteliğe sahiptir.
Alkol ister devlet ister özel sektör tarafından
üretilsin, her ülkede özellikle genç kesim için
alkole ulaşmayı, temin etmeyi kademe kademe
zorlaştıran yasal önlemler vardır. Örneğin,
ülkemizde olduğu gibi alkollü içkilere getirilen
reklam yasağı, tekel ruhsatı verilecek iş yerlerinin
okul ve ibadet yerlerine belli bir uzaklıkta olması
vb. diğer bir deyişle devlet, ulusal politikaları
oluştururken koruyucu ve önleyici yasal unsurlarla
toplum sağlığı açısından belli bir dengeyi
oluşturmaktadır.
Alkolün satışı insanların ille de alkol kullanmaları
anlamına gelmeyeceği gibi bir teşvik unsuru gibi de
algılanmamalıdır.
ALKOL KULLANIMI İNSANI NASIL ETKİLER?
Alındıktan çok kısa bir süre sonra beyin ve
bağlantılı sistemleri(beyincik, omurilik gibi)
doğrudan etkilediği için alkol, her insanda, onun
tutum ve davranışını değiştirecek düzeyde ani bir
etkiye sahiptir.
Alkolün insan tutum ve davranışı üzerindeki etkisi
bir insandan diğerine hatta aynı insanda bir ruh
durumundan diğerine farklılıklar göstermektedir.
Alkolün insan tutum ve davranışı üzerindeki etkisi
kandaki alkol düzeyi ile doğrudan bağlantılıdır. Kan
alkol düzeyi yükseldikçe alkol etkisi katlanarak
artar ve bir noktadan sonra insanın kendi davranış
ve duygularını denetleme gücünü ortadan kaldırır.
Tıbbi açıdan sarhoşluğun başladığı düzey bir
desilitre kanda 150 -200 mg alkolün bulunduğu
düzeydedir. Bu düzeye erişmek için gerekli olan
miktar (hacimdeki alkol oranı yüzde olarak yüksek
olan içkiler; rakı, votka, viski, cin gibi) sert
içkiler için 2-3 duble, (şarap, vermut, bira vb)
diğerleri için buna eşdeğer miktarlardır.
Alkolü vücuttan uzaklaştırmak üzere çalışan organ
karaciğerdir. Bu nedenle karaciğer sirozu denilen
belli başlı ilk nedeni, alkol kullanımıdır. Alkolün
vücuttan atılması idrar, ter ve soğuk hava aracılığı
ile gerçekleşmektedir.
Alkol yağda eriyen bir madde olduğu için kadınlarda
alkolün gerek işlenmesi gerekse vücuttan atılması
biraz daha uzun sürmektedir. Bu nedenle kadınlar
alkolün kısa ve uzun süreli etkilerine erkeklere
göre çok daha fazla duyarlıdır.
Alkolün vücuttan atılması sabit bir hızla olmakta,
her saatte, kandaki alkol miktarı sadece %15
civarında azalmaktadır. Bunun anlamı, en son
kadehten sonra da alkol etkisinin saatler boyunca
devam ediyor olmasıdır. Uzun bir içki gecesinden
sonra ortaya çıkan ve öğle saatlerini de içine alan
“ sabah sarhoşluğu” bu nedenle ortaya çıkmaktadır.
İÇKİ İÇEN HERKES BAĞIMLI HALE GELİR Mİ?
İçki içen herkes alkol bağımlısı değildir. Ancak
alkol kullanılması, alkole bağımlı hale gelmek
açısından herkes için eşit derecede bir risk
oluşturur.
ALKOL BAĞIMLILIĞI BİR HASTALIK MIDIR?
Tıbbi açıdan; ilerleyici belirtileri, bu
belirtilerin sonucunda bedensel, ruhsal ve toplumsal
olumsuz sonuçlar ortaya çıkması, ancak buna rağmen
alkol içme isteği ve içme davranışı üzerinde
denetimin sağlanamaması gibi özelliklere bakarak
alkol bağımlılığı mutlak müdahale ve tedaviyi
gerektiren ciddi bir durum olduğunu söyleyebiliriz.
Ancak hastalık sözü “ne yapalım, bu da bir
hastalık!” anlamında kullanılıyorsa burada hastalığa
yönelik önlemler almak yerine sanki belli bir durumu
tercih etme anlamı çıkar ki, bu tavrı doğru bir
tavır olarak değerlendirmek olanaksızdır.
ALKOL BAĞIMLILIĞI İLE ALKOLİZM ARASINDA NE FARK
VARDIR?
Alkolizm sözcüğü, 19. Yüzyıldan 1980’li yıllara
gelene dek bugün alkol bağımlılığı diye
tanımladığımız durum için kullanılan bir sözcüktür.
Alkolizm sözcüğü, zaman içinde giderek ahlaki bir
yargı halini alması, bağımlı bireyi özel olarak
değerlendirmek yerine kötüleyici ve toptancı bir
sıfat haline gelmesi nedeni ile artık daha az
kullanılır olmuştur. Yoksa aynı şeyi
tanımlamaktadır.
KİMLER ALKOL BAĞIMLISI OLUR?
Alkole bağımlılığın oluşması için yaygın kabul gören
en önemli ölçüt şudur:
Günde, bir desilitre kanda 100-150 mg alkol düzeyi
oluşturacak biçimde (2-3 duble rakı veya eşdeğeri)
düzenli alkol tüketen bir insanda 5 (beş) yıl içinde
alkole bağımlılık gerçekleşmektedir. Bu süre, çocuk
ve ergenlerde 18 (on sekiz) aya kadar düşmektedir.
Çünkü alkolü işleyen organ olarak karaciğer
biyolojik açıdan yeterince olgunlaşmamıştır. Benzer
biçimde 40 (kırk) yaşından sonra alkole başlayan
insanlarda aynı miktar içki üzerinden alkole
bağımlılığın gelişmesi 24-30 Ay (2-3 yıl) arasında
olmaktadır. Çünkü biyolojik eskimeye bağlı olarak
karaciğer alkole artık eskisi kadar başarılı
işleyememektedir.
Tüm bunlardan çıkarılacak iki sonuç vardır:
1.İçen herkes için bağımlı hale gelme riski eşittir.
2.Bağımlılığın gelişmesine önleyecek emniyetli bir
alkol kullanım biçimi yoktur.
İÇKİ İÇEN BİRİSİ İÇİN ALKOL BAĞIMLILIĞI RİSKİ
ÖLÇÜLEBİLİR Mİ?
Evet! Bu amaçla geliştirilmiş pek çok ölçme aracı
vardır. Aşağıdaki 4 sorudan ölçme aracı bunlardan
bir tanesidir. Bu soruları şu anınız ve bundan 6 ay
öncesi olmak üzere iki ayrı açıdan yanıtlamaya
çalışın.
1. İçki içmeyi kesmeyi yada içtiğiniz miktarı
azatlamayı düşündüğünüz oldu mu?
2. İçkinizden eleştirel biçimde söz edilmesinden
sıkıldığınız oldu mu?
3. İçki içmeniz nedeni ile kendinizi kötü hissedip
suçluluk duyduğunuz oldu mu?
4. “ayılabilmek veya sakinleşebilmek için” herhangi
bir sabah ilk iş olarak içki içtiniz mi?
Şu anki durumunuz itibariyle, yukarıdaki sorulardan
bir tanesine bile verilen tek bir “evet” yanıtı
alkol kullanımına ait bir sorunun olduğuna işaret
etmektedir. Son 6 ay için verdiğiniz yanıtlar
arasında bir veya daha fazla “evet” yanıtı alkol
kullanımına dair ciddi bir sorunun varlığına ve
mutlak surette profesyonel bir kişiye danışılması
gerektiğini işaret etmektedir.
Danışmak üzere seçilecek profesyonel öncelikle
bağımlılık psikiyatrisi eğitimi olan bir psikiyatr
veya bu alanda eğitim almış bir hekim olmak
zorundadır.
Çünkü bağımlılığın değerlendirilmesi ve
derecelendirilmesinde tek ölçü içki içmek, içilen
miktar yada içme sıklığı olmayıp yanı sıra tıbbi
açıdan değerlendirilmesi gereken başka hususlar da
söz konusu olmaktadır.
İRADE İLE BAĞIMLILIK ARASINDA BİR İLİŞKİ VAR
MIDIR?
İrade terimi bir insandan diğerine, bir bağlamdan
ötekine farklı biçimde tanımlanan ve kullanılan
özellikte olduğu için bu sorunun yanıtı için özel
bir değer taşımaz. Üstelik çoğu kez alkole
bağımlılık sorunu olan insanları aşağılama üzere
kullanılan yaftalayıcı bir anlamı vardır.
Hangi anlamda kullanılırsa kullanılsın, alkole
bağımlılık irade ile bağlantılı ve irade ile
açıklanabilecek bir sorun değildir.
Alkole bağımlılık öncelikle biyolojik olmak üzere
bireysel, ruhsal ve çevresel etmenlerin katılımı ile
gelişen bir sorundur. Hem tıbbi hem de toplumu aynı
ölçüde içine alması bile irade ile bağdaşık olarak
tanımlanmaması için yeterli bir nedendir.
ALKOLE
BAĞIMLILIĞI TANIMLAYAN ÖLÇÜTLER VAR MIDIR?
Evet vardır:
1. Eskiden çoğu zaman çevresel nedenlere bağlı
olarak değişen miktarlarda, değişik içkiler olmak
üzere düzensiz aralıklarla içilirken, düzenli
aralıklarla ve aynı içki olmak üzer her seferinde
aynı miktarda tüketilmeye başlanması;
2. İçme davranışının günlük davranış dağarcığı
içinde yer alması, içki içme teklifine “ hayır
denmemesi ve içme isteğinin ertelenememesi;
3. İçkinin etkisine dayanıklılığın artması ve buna
bağlı olarak tüketilen içki miktarının çoğalması;
4. İçki içilmediği zaman uykusuzluk, gece terlemesi,
iç huzursuzluğu ve ellerde titreme gibi belirtilerin
görülmsi; ( bunlar kesilme belirtileri) adını
almaktadır.
5. Kesilme belirtileri dediğimiz belirtilerin içki
içildiği zaman ortadan kalkması veya şiddet olarak
azalması;
6. Yaşamın seyri esnasında ikiye ulaşmayı ve içki
içmeyi kolaylaştıracak bahanelerin değer kazanmaya
başlaması; bunların sanki akla çok uygun, zorunlu
nedenler gibi görülmesi ve şiddetle savunulması
durumlarında kişi içme davranışı denetimi açısından
zorluk yaşıyor demektir. Bu sorulardan 2 veya 3
tanesine “evet” yanıtı veriliyorsa alkol bağımlılığı
açısından mutlak surette danışılmayı gerektiren bir
durum var demektir.
Bağımlılık durumu belirlendikten sonra bağımlılığın
şiddetine karar vermek ikinci adımdır. Alkolde
bağımlılık, şiddet olarak az, orta ve ileri olmak
üzere üç aşamada değerlendirilir.
Orta ve ileri derecedeki bağımlılıkta diğer organ
sistemlerine ait belirti ve arazlar ortaya
çıkmıştır.
KESİLME BELİRTİLERİ NE DEMEKTİR?
Alkol bağımlılığının oluşması, başta beyin olmak
üzere vücut sistemlerinin işlevlerinin belli bir kan
alkol düzeyine bağlı olarak yürümesi anlamına
gelmektedir. Beyin ve bağlantılı sistemler kendi
işlevlerini yürütürken alkolü adeta vazgeçilmez bir
araç gibi algılamakta ve normal işlevlerini ancak bu
yolla yerine getirebilmektedir. Bu nedenle kişi
alkol içmediği zaman kan alkol düzeyi düşmekte ve
beyin hücreleri normal işlevlerini sürdürebilmek
için ek olarak alkole gereksinim duymaktadır. Kan
alkol düzeyi sadece alkol içmek suretiyle
yükselebilmektedir.
Hücrelerin alkole duydukları gereksinimi “ kesilme
belirtileri” diye tanımlanan belirtiler aracılığı
ile dışa vurduklarını biliyoruz. Konu ile ilgili
olarak kesilme, “alkolden kesilme”, kan alkolün
azalması anlamında “çekilme” sözcükleri
kullanılmaktadır. Bu belirtiler alkol alınması
halinde ya hafiflemekte yada tamamen geçmektedir.
Çoğu bağımlının “ben alkolik değilim, uyumak için
içiyorum!” ifadesi bu kısır döngüye girdiklerinin
işareti olarak anlaşılmalıdır.
Kesilme belirtileri denince akla ilk olarak şu 4
belirti gelir:
Uykusuzluk, nöbet tarzında ortaya çıkan gece
terlemesi, titreme ve iç huzursuzluğu. Ayrıca
sabahları öğürme, gündüz uykuları ve kabus görme,
bulantı, kusma gibi daha pek çok belirti kesilme
belirtileri arasında yer almaktadır.
Not: bağımlılığın ileri evresinde hücre yıkımı
ortaya çıktıktan sonra kesilme belirtilerini alkol
aracılığı ile kontrol etme olanaksız hale gelir.
İçkiye rağmen kesilme belirtileri belirli bir
şiddette sürüp gider.
KESİLME BELİRTİLERİ KENDİLİĞİNDEN GEÇER Mİ?
Herhangi bir müdahale olmadan da kesilme
belirtilerinin 10-15 gün içinde kendiliğinden geçme
olasılığı vardır. Bir anlamda bedensel sistem, bir
sürede kendi düzenini yeniden kurmaktadır.
Başlangıçta kesilme belirtilerinin alkol almak
suretiyle geçtiğinden veya kendiliğinden geçme
olasılığından söz etmiştik. Ancak kesilme
belirtileri insanın yaşam kalitesini bedensel,
ruhsal toplumsal düzeyde etkilediği için
belirtilerin kendiliğinden geçmesini beklemek tıbbi
meslek ilkeleri açısından uygun değildir.
Alkol kesilmesine tıbbi açıdan müdahale etmek
“detoksifikasyon” adını almakta olup bunun
dilimizdeki karşılığı arındırmadır. Gerçekten de
serum tedavisi aracılığıyla beden alkolden
arınmaktan, daha esen bir hale gelmektedir. Kesilme
belirtilerine müdahale alkol bağımlılığının tedavisi
anlamına gelmemekle birlikte. Alkol bağımlılığı
tedavisinin ilk ve en önemli adımını
oluşturmaktadır.
KESİLME BELİRTİLERİNİN TEHLİKESİ VAR MI?
Tek başına kesilme belirtilerinin yol açtığı belli
bir tehlike yoktur. Yaşam kalitesinin tüm
bileşenlerini etkilemesi kesilme belirtilerinin yol
açtığı en önemli sonuçtur. Ancak kesilme
belirtilerine ikincil olarak gelişen iki ayrı durum
gerçek anlamda yaşamsal risk taşımaktadır. Bunlar,
a- Konvülsiyon
b- Deliryum Tremens
adını almaktadır.
Her ikisinin ortak özelliği beynin aniden yapısal ve
işlevsel olarak bozulması , buna bağlı olarak
yaşamsal işlevlerin ölüme yol açacak ciddi aksamalar
sergilemesidir.
KONVÜLSİYON
Bildiğimiz sara nöbetinin ortaya çıktığı haldir.
Titreme, çırpınma, şiddetli kasılma, kendinden geçme
gibi belirtileri vardır. Beyin, diğer çoğu organ ve
dokuda olduğu gibi elektrik yükü taşıyan nitelikte
bir organdır. Bir sinir ucundan diğerlerine
uyaranlar bu yolla taşınır; insan davranışı bu
uyaranların son hedeflerine ulaşması ile
gerçekleşmektedir. Beynin elektriklenme eşiğindeki
bozulma – adeta- devreleri karıştırmakta, uyaran
karmaşası sonucunda organlarda karışık ve belli bir
sıra gütmeyen tepkiler ortaya çıkmaktadır.
Konvülsiyon bu tür tepkilerin sonucunda gelişen bir
durumdur. Uygun biçimde tıbbi müdahale gerekir. Aksi
taktirde şiddetli kasılma ve titremeye bağlı kemik
kırıkları dilin ısırılması solunumun durması vb
arızalar insanı öldürebilir veya sakat bırakabilir.
DELİRYUM TREMENS
Alkole bağımlı hale gelmiş insanlarda ortaya
çıkan,son derece tehlikeli ve acil girişim
gerektiren bir durumdur. Zamanında ve doğru tedavi
edilmemesii
halinde % 30' a varan bir ölüm riski söz konusudur.
Deliryum Tremens, alkol bağımlısı insanlarda;
1. Alkolün kesilmesine veya kan alkol düzeyinin
giderek azalmasına,
2. Ruhsal veya bedensel direnci düşüren infeksiyon
hastalıklarına,
3. Bedendeki su ve mineral, elektrolit (hücre
işlevlerini yürüten elektrik yüklü parçacıklar)
miktarlarının azalmasına,
4. Beslenme bozukluklarına,
5. Kafa yaralanmaların o bağlı olarak ortaya
çıkabilmektedir.
Görüldüğü üzere söz konusu olan sadece alkolün
kesilmesi ve buna bağlı olarak kan alkol düzeyinin
azalması değildir. Tüm bu nedenlere bağlı olarak
(biri veya birkaçı bir arada olmak üzere) beyin
işlevleri bozulmakta, giderek tüm vücut işlevleri
buna katılmak suretiyle ani gelişen,
yasam riski yüksek acil bir durum ortaya
çıkmaktadır. Beynin ve diğer organların katılımı
sonucu ortaya çıkan hem ruhsal hem de bedensel
belirtiler Deliryum
Tremens'in en tipik özelliğidir. Bu durumda hastada
bilinç bulanıklığı, zamana, yere
ve çevreye ait gerçeklik duygusunu kaybetme,
ürkütücü hayaller görme, şiddetli terleme ve tüm
bedeni saran şiddetli titreme, düşünce bozuklukları,
panik duygusu gibi belirtiler egemendir. Acil olarak
müdahale gerekmektedir. Çok ciddi tıbbi takip
sonucunda 1 hafta- 10gün içinde durum kontrol altına
alınabilir.
Deliryum Tremens adı verilen bu ürkütücü tablo
sadece alkol bağımlılarında ortaya çıktığı için,
beynin yapısında alkol içimine ait ortaya çıkan yapı
bozukluklarının bu tabloya zemin hazırlayıcı olduğu
kanaati en yaygın kabul görmüş tıbbi kanaattir.
NOT: Sosyal içiciler dahil olmak üzere, içki
içtikten sonra 'filmikoparma' diye tarif edilen
geçici bellek
kaybı yaşayan insanların alkole bağımlılık
geliştirme olasılıklarının yüksek olduğu, bağımlılık
geliştirme
halinde deliryum tremens geçirme olasılığının çok
arttığı günümüz tıbbının önemli bir diğer
saptamasıdır.
BAĞIMLI OLSUN OLMASIN, İNSAN KENDİ KENDİNE ALKOLÜ
BIRAKABİLİR Mİ?
Bağımlı hale geldikten sonra en önemli sorunlardan
biri de, kan alkol düzeyinin azalmasına bağlı olarak
ortaya çıkan kesilme belirtileridir. Bu belirtiler
değişikk
şiddette olmakla birlikte insanin hem bedensel hem
ruhsal hem de toplumsal yaşamını sarsacak nitelikte
belirtilerdir. Buna rağmen, tüm madde kullanımı ve
bağımlılığı grubunda, kişinin kendi kaynaklarını
kullanarak
kullanımı terk edebileceği iki bağımlılık türünden
biri tütün bağımlılığı diğeri alkol bağımlılığıdır.
Kişinin kendi kaynaklarını kullanarak alkol
kullanmayı bırakması, onun kendi ile kurduğu
ilişkide kendine - verdiği önemin değişmesi ve
yaşamı kendisi için
yeniden anlamlı hale getirirken sadece kendi
kaynaklarını kullanma kararıdır.
ALKOL BAĞIMLILIĞI TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?
Alkol bağımlılığına her koşulda müdahale edilebilir.
Aslında, kesilme belirtilerinin ortaya çıkması tıbbi
müdahale için başlı başına bir sebeptir..
Ancak kesilme belirtilerine müdahale edip
iyileştirmek alkol bağımlılığının tedavi edildiği
anlamına gelmez.
Çünkü, müdahaleden sonra sırada bekleyen en önemli
sorun "aşermen adını verdiğimiz son derece
dayatıcı olan içki içme isteği olup, şiddeti bir
günden diğerine, ayni gün içerisinde bir andan
ötekine hızla
değişmektedir. Bu nedenle alkol bağımlılığının
tedavisi, kesilme belirtilerine müdahaleden sonra,
bedensel, ruhsal ve
toplumsal planda belki de bir ömür boyu devam etmesi
gereken bir süreç gibi algılanmalıdır. Diğer bir
deyişle bağımlı kişinin belli bir noktadan sonra çok
ciddi sorumlulukları üstlenmesi gerekmektedir.
İÇME İSTEĞİ BU KADAR GÜÇLÜ İSE BAĞIMLI TEKRAR
İÇER Mİ?
Müdahale ve tedavi ile olsun ya da kendi kaynakları
ile gerçekleşsin, kişinin alkolü bıraktıktan sonra
tekrar
alkole başlaması göze alınması gereken
olasılıklardan biridir. Çünkü "aşermen ile baş etmek
gerçekten
zordur. Ancak alkolü bırakmış bir bağımlının tekrar
içmeye başlaması ille de bir başarısızlık gibi
görülmemeli ve ne kendisi için ne de çevresi için
bir hayal kırıklığı olarak yaşanmamalıdır.
Çünkü daha önce içmemeyi başarmış bir insan için
ayni başarıyı yinelememesi için görünür bir engel
söz
konusu değildir. 6 (altı) ay boyunca 'kuru' kalmış
(yani hiç içki kullanmamış) birisi için başka bir
altı ay boyunca
kendiliğinden içmeme şansı toplumumuzda %25 gibi
yüksek bir oranda gözlenmektedir.
AŞERME NEDİR?
Bu sözcük bilindiği üzere daha çok hamile kadınlar
için kullanılır. Zaman ve temin açısından yerine
getirilmesi çok güç hatta imkansız talep ve
beklentileri dile getiren yerleşik bir ifadedir.
Alkol bağımlısında aşerme, alkol almadığı zaman
alkol içmeye yönelik isteğin gücünü anlatır. Bu
isteğe
bağlı gelişen güçlü dürtüsellik bağımlının tüm tutum
ve davranışlarını adeta ipotek altına almak
suretiyle
onu su veya bu biçimde tek bir sonuca doğru adeta
iter, yönlendirir. Öyle ki, bu durum bağımlının
kendisi
için bile şaşkınlık verici bir durum olup bunu dile
getirmek yerine sadece sonucunu görür. "Bir de
baktım, içmeye başlamışım! Ne oldu da kendimi burada
buldum anlayamadım?" ifadesi aşermenin
insan tutum ve davranışı üzerindeki etkisini
anlatacak nitelikte bir örnektir. Aşermenin ortaya
çıkışında beyin seviyesinde gelişen
karmaşık olaylar rol oynar. Alkol bağımlılarında
'İçmeden Sarhoş!' diye niteleyebileceğimiz hal yine
aşermenin bir sonucudur. Hayali olarak içmeyle
Yoğunlaşmış zihin etkinliği -adeta içmişçesine
bedensel
belirtileri ortaya çıkarmakta, kişinin tutum ve
davranışı bu yönde değişmektedir. Verdiğimiz bu
örnek aşermeye dair uç noktada cereyan eden bir
olayı ifade etmekle birlikte, bağımlının baş etmek
zorunda kaldığı kimi güçlüklerin derecesini
göstermesi açısından son derece önemlidir.
Aşerme, ilaç tedavisi dahil her türlü tedavi
girişimine en geç, en zor ve en yavaş yanıt veren
belirtidir.
Bugün depresyonda kullanılan, serotonin diye
bildiğimiz ve beyinde bulunan bir maddenin miktarını
etkileyen kimi ilaçların aşerme üzerinde oldukça
etkili olduğu, belirtinin şiddetini başarılı biçimde
azalttığı
söylenmektedir. Ruhsal çökkünlük hali çoğu alkol
bağımlısında rastladığımız ayrı bir hal olup, bu
amaçla
kullanılan depresyon ilaçlarının aynı zamanda
aşermeyi de kontrol etmesi adeta bir tasla iki kuŞ
vurmak diye tabir edebileceğimiz bir kazanca işaret
etmektedir.
TEDAVİNİN ŞANSINI NE BELİRLER?
1. Kişinin kendi isteği ve gönlü ile tedaviye
başvuruyor olması,,
2. Aile ve iş çevresinin koruyucu ve kollayıcı
desteği,
3. Kişinin kendini ve çevresinin kişiyi karalayıcı'
aşağılayıcı bir tutum sergilememesi,
4. İçki çevresi ile bağlantı ve ilişkilerin kişinin
isteği ile yeniden düzenlenmesi, gibi kimi
koşulların, gerçekleşmesi halinde, tedavi
şansını artırdığı bilinmektedir.
ALKOL BAĞIMLISI BİR KİŞİNİN SOSYAL İÇİCİ HALİNE
GELMESİ OLANAKLI MIDIR?
Kişisel ruhsal ve toplumsal yanları olmakla birlikte
bağımlılığın gelişmesinde herkes için ortak olan
belli
bir biyolojik süreç söz konusudur. Alkol etkisinde
değişen hücresel işlevler adeta bir bağımlılık
programı
oluşturmakta, insan tutum ve davranışı günlük olarak
bu programa göre şekillenmektedir.
Müdahale ve tedaviden sonra bu program yok olmamakta
ancak hücrenin derin belleğine
itilmektedir. Yani alkole özgü bedensel ve ruhsal
bir süreç, bir kalıp olarak, içmediği zaman bile
bağımlının
beyninde saklanmakta ve korunmaktadır. Bu nedenle
tekrar içilmesi halinde bu program
anımsanmakta, aralıklarla ve az miktarlarda bile
içilse en çok 6 (altı) hafta içinde
güncellenmektedir.
Örneğin; yıllarca içmemiş birisi "artik bu is bitti,
ben de başkaları gibi düğün, seyran arada bir
içebilirim"
diye düşünebilir ve öyle de yapar! Ancak, yıllarca
önce hangi içkiyi, hangi koşullarda ve hangi
miktarlarda içiyorsa, 6 (altı) hafta sonra aynı
biçimde içiyor olacaktır.
Alkol bağımlısının sosyal içici olma sansı yoktur.
Üstelik sosyal içicilik sınırları belli olmayan bir
tanımdır.
ALKOL BAĞIMLISININ BAŞKA BİR MADDEYE DAHA BAĞIMLI
OLMA RİSKİ VAR MIDIR?
Herhangi bir bağımlılık maddesi kullanan bir kişinin
başka bir bağımlılık maddesine geçişi veya başka bir
maddeye daha bağımlılık geliştirmesi, hiç madde
kullanmayan bir insana göre çok daha yüksek bir
olasılıktır. Çoğu alkol bağımlısının beraberinde
sigara içmesi, yani tütüne bağımlı hale gelmesi
bunun en bilinen örneğidir.
ALKOL İÇME İSTEĞİNİ ORTADAN KALDIRAN BİR İLAÇ VAR
MI?
Alkole bağımlı hale gelmiş bir kişi,hem kendisi hem
çevresi açısından bir arada yaşanan pek çok sorunun
kaynağı olarak algılanan kişidir. Bu nedenle çoğu
ana-baba, pek çok eş ve yakını alkol bağımlısını
içki
içmekten caydıracak bir çarenin peşine düşerler.
Ümitsizlik yasadıkları için bu çok doğal son derece
insani bir arayıştır. Ancak aynı zamanda da ölümcül
nitelikli bir hatadır. Çünkü piyasada mevcut Antabus
isimli bir ilaç alındığı
zaman içki içmeyi imkansız hale getirdiği için çoğu
insan bu ilacı ya duymuş ya da kullanmıştır.
Bağımlının yemeğine karıştırılmak suretiyle
kullanılabileceği rivayeti dolasan bu ilaç aslında
parazitler için kullanılmak üzere geliştirilmiş bir
ilaçtır.
Alkol ile bağlantısı tesadüfen keşfedilmiştir.
Alındığı zaman kanda yavaş yavaş birikmekte, aynen
alkol
gibi, belli bir kan seviyesine ulaştığında alkolle
etkileşime girmekte, önce kızarma, ateş basması
sonra
solukluk ve üşüme gibi belirtiler ardından bulantı,
kusma nedeniyle içki içmek imkansız hale
gelmektedir.
Oysa beraberinde, kan basıncının tehlikeli biçimde
giderek düşmesi ve sıfır noktasına kadar
ilerlemesine
neden olabilmektedir. Bu ise, beyin ve kalp gibi
yaşamsal organlarda yetersizlik,iç organlarda ortaya
çıkan kanama riski demektedir. Bu nedenlerle, alkol
bağımlısına onun rızası ve haberi olmadan Antabus
vermek adeta onun canına
kastetmekle eşdeğer bir davranıştır. Ayrıca Antabus,
karaciğer, böbrek ve kalp üzerinde çok ciddi yan
etkiler doğuran bir ilaçtır.
Doktorlar, bağımlı kişinin rızası ve bilgisi
dahilinde -gereğinde- Antabus kullanma kararı
alabilir. Bu kararın
uygulanması için önce hastane koşullarında Antabus
Testi yapılması gerekmektedir.
Özetle, Antabus hekim kontrolünde ve çok özel
koşullarda kullanılabilecek bir ilaçtır. Başka türlü
kullanımı ölüme ve sakatlığa yol açabilir.
İLAÇ KULLANIRKEN ALKOL ALMAK DOĞRU MUDUR?
Tıbbi tedavi amacıyla hekim tarafından verilmiş bir
ilacı veya ilaçları kullanırken hiçbir surette alkol
alınmamalıdır. İlaçların kutusundan çıkan ve
prospektüs adi verilen basılı kağıtta kimi uyarılara
yer
verilirken bu husus özellikle belirtilir. Ancak bazı
ilaçların prospektüsünde, maalesef, "alkolle
kullanımına dair
bir etkileşim bildirilmemiştir" ibaresi yer
almaktadır. Bu ibare hem meslek ahlaki açısından hem
de tıbben
hatalıdır. Çünkü bir yandan sanki alkolle
kullanılabilir izlenimi yaratılırken bir yandan da
binlerce kişiden
elde edilen deneyimlerde bir etki görülmemiş bile
olsa, bilmem kaçıncı bininci bir insanda yaşamsal
tehlike yaratabileceği göz ardı edilmektedir. Bu
nedenle, alkolün etkileşmediği düşüncesi yanlış
olup hekim tarafından verilen ilaçları kullanırken
hiçbir surette alkol alınmaması gerekmektedir.
KALP İÇİN ALKOLÜN İYİ GELDİĞİ, DAMARLARI AÇTIĞI
SÖYLENİR
Az miktarda alkolün iyi kolesterol denilen HDL'yi
yükselttiği söylenir. Buna dair yapılmış birkaç
çalışma vardır.
Ancak bunlar tüm insanları etkileyecek kapsamda
sonuçları olan bu değerde anlaşılması gereken
çalışmalar değildir. Eğer içmiyorsanız, az ya da çok
kalbinizi korumak amacıyla içki içmek kadar riskli
bir
davranış olamaz. Çünkü kalbi korumanın çok daha
zararsız, çok daha güvenli ve çok yönlü yarar
sağlayan başka yolları vardır. Kaldı ki günümüzde
(beslenme seklinin değiştirilmesi' düzenli egzersiz
vb.)
bu yollar pek çok insan tarafından bilinmekte ve
uygulanmaktadır. Bedenimizdeki yağ düzenini sağlayan
karaciğerin
bir hastalığı olan sirozun ve ayrıca kalp
yetmezliğinin bilinen en önemli nedenlerinden biri
de alkol
kullanımıdır.
HAMİLELİKTE ALKOL İÇMEK RİSKLİ MİDİR?
Son derece risklidir. Özellikle gebeliğin ilk üç
ayında yüksek kan düzeyleri yapacak biçimde içki
içmek
bebeğin organ ve şekil bozukluğu ile dogması, zeka
gelişimi sorunu yaşaması ve benzeri olumsuz
sonuçları
hazırladığı için alkol alimi hamilelikte yasaklanır.
NOT:Diğer bir husus;kendini anneliğe hazırlayan yani
gebe kalma süreci içindeki kadın için de ayni risk
söz
konusudur. Içilen alkol erkeğin döl salgısına
doğrudan geçeceği için benzer uyarıların erkek için
de söz
konusu olduğu üzerinde durulmaktadır.
ALKOL BAĞIMLISI HALİNE GELMEK KALITSAL BİR ÖZELLİK
MİDİR?
2000 yılında tamamlanan ve ünlü GENOM projesi içinde
yer alan bir araştırmaya göre alkol bağımlılarının
çocukları başka insanlara göre daha sık ve daha
yüksek miktarlarda alkol tüketebilme özelliğine
sahiptir,
Şık ve daha çok içme, beraberinde alkol
bağımlılığını getirdiğine göre bu bulgu kalıtsal
nitelikli bir durumun
olduğuna işaret etmektedir. Ancak kalıtsal
etmenlerin çevre etmenleriyle adeta bir çarpan gibi
birbirinin etkisini artırmak suretiyle
etkileştiğini akılda tutmak zorundayız, Dolayısı
ile, kalıtsallık kadar, değişmeyen bir çevre etkisi
de göz
önüne alınmalıdır.
Sosyal öğrenmenin gen öğrenmesini değiştirmek
suretiyle alkol içmeye yatkınlık hazırladığı
bilinmektedir.
Bunun anlamı, aile içinde alkol kullanımının sosyal
nitelikli bir öğrenme olup yeni yetişenlerde adeta
kalıtsalmış gibi devralınan bir davranış örneği
olduğudur. Bu nedenle, alkol kullanan ailelerin
çocuklarında alkol kullanma davranışına alkol
kullanmayan ailelerin çocuklarına göre daha yüksek
oranlarda rastlanmaktadır.
ALKOL BAĞIMLISI VE AİLE İLİŞKİLERİ
Ailede bir alkol bağımlısının varlığı, alkol
kullanımı ve bağımlılığına dair sorunları yaşayan
birden fazla insanın
bulunduğu anlamına gelir. Özellikle, eş olmak üzere
ebeveynler, çocuklar bağımlılık kısır döngüsüne
girmişler ve adeta çaresizlik yasamaktadırlar.
Bunun birkaç nedeni vardır;
. Kişinin kendi sorununu aile içi ilişkilerde
kanıksamaya ve zorlanmaya bağlaması;
. Karşılıklı suçlamaların olağan bir gündem haline
gelmesi;
. Ailenin diğer bireylerinin bir süre sonra bağımlı
aile üyesinin tepkilerine benzer tepkiler vermeye
başlaması;
. Eşin,-ister istemez-('içsin içmesine ama evinde
içsin' gibi) gelişi güzel çözümlere rıza göstermesi'
. İlişkilerde başka alanlarda doğmuş sorunların bu
alana kayması; örneğin evlilikle ilgili sorunların
alkolden
ve bağımlılıktan doğru konuşulması;
Bu liste sayfalar dolduracak uzunlukta Olup buraya
belli baslı birkaç tanesi alınmıştır.Bağımlının
tedavi ile veya tedavisiz alkol içmeyi
bırakmasının ardından aile içinde yaşanan sorunun
başka bir boyutunu sergilemektedir.
. Bağımlıya her an içebilecek biri gibi bakmak;
. Bağımlının en ufak bir sorunu ifade etmesi veya
huzursuzluk göstermesi halinde, durumu gerçek
koşullar çerçevesinde konuşmak yerine içki içme
isteğinin
belirtisi, bahane aranması gibi değerlendirmek
. Sözel veya sözel olmayan yolla içki içip
içmediğini denetlemek;
. Tedaviden sonra bağımlının en önemli sorunu aşerme
sorunudur, Güçlü ve dürtüsel nitelikli içme isteği
tedavi sonrası en önemli sorunlardan biridir.
Bağımlının bunu ifade etmesi ve bunun "tamam, sen
içeceksin gibi yorumlanması suretiyle olumsuz bir
hale dönüştürülmesi,
. Tedavi sonrasında bağımlı kendi yaşamını yeniden
düzenleyen önlemler alırken sabırsızlık göstermek,
ciddiye almamak ve olumsuz öngörülerde bulunmak.
Görüldüğü üzere bu liste de önceki gibi sayfalar
dolduracak uzunlukta bir listedir. Peki ne yapmak
gerekir?
İlk sorun bağımlıya inanıp inanmamak sorunudur. Hem
inanmak hem de inanmamak ciddi bir sorun
haline gelebilir. İnanırsınız,bedel ödersiniz ve
inandığınız için kendinize kahredersiniz.
İnanmazsınız, bu kez
suçluluk hisseder, sorumluluk duyarsınız. Oysa
yapılacak şey, "Ben sana ve yaptıklarına en az
senin kadar inanıyorum. Ne senden daha az ne de
senden daha çok diyebilmek ve buna göre
davranmaktır.
Eşler için en önemli uyarı ise su olabilir; "Siz
onun sadece eşi ve hayat yoldaşısınız. Ne onun
doktoru, ne hemşiresi, ne velisi ne de rehberisiniz!
O ne kadar kendinden sorumlu ise siz de bir o kadar
kendinizden sorumlusunuz. Sizin başka bir role
bürünüp göstereceğiniz çabanın sizi yormaktan ve
bıktırmaktan
öte bir yararı yoktur. Herkes kendi yaşamını kendi
gerekleri ve beklentileri doğrultusunda düzenlemek
zorundadır. "Sonuç olarak ister müdahale, ister
tedavi, isterse danışma; hangi türlü profesyonel
yaklaşım olursa
olsun, bağımlının yaşamını paylaştığı en yakın insan
veya insanlar kendiliğinden tüm sürecin katılımcı
bir parçası haline gelirler. Bu kaçınılmazdır. Bu
nedenle, bağımlının dışındaki bireylerin tedavi vb.
sürece katılım yeni bir kılığa bürünmeleri anlamına
gelmeyeceği gibi, alışıldık doğal özellikleri terk
edeceği, sanki yeni bir kişiliğe doğru değişeceği
anlamına da gelmemektedir.
Yeni olan tek şey, bu zorlu süreçte profesyonel
rehberlik dahilinde tanımı yapılmış olan
etkileşimsel roldür.
Başvuru esnasında bu tanımlanır ve gerekçesi
açıklanır. Dolayısı ile, profesyonel bir kişiye v e.
C ,(uruma
başvurulduğu zaman, bağımlının yakını üstlenmek
durumunda olduğu rolün ne olduğunu sorup
öğrenmelidir. Bu rolü sürdürmekte yaşayacağı
zorlukları aynı biçimde ilgili profesyonelce. aşmak
zorundadır.
KENDİNE YARDIM GRUPLARI (AA = ADSIZ ALKOLİKLER)
Alkol bağımlılığında içme davranışın, denetim altına
alırken, kişinin kendi kaynaklarını kullanması
halinde
bazen tedaviye bile gerek kalmadan bağımlılık
sorununun çözümlenebileceğinden söz etmiştik.
Kendine yardım grubu, aynı sorunu yaşayan insanların
bir araya gelerek, adeta cemaatleşme yapısında
birbirlerine yardım etmeleridir. Alkol konusunda
bilinen ve dünyadaki en yaygın örgütlenmeye sahip
Kendine
yardim grubu AA diye bilinen topluluktur Alkolü
bırakan, bırakmak isteyen, bıraktıktan sonra
uyum zorluğu yaşayan alkol bağımlılarının toplandığı
bu örgüt, ilkeleri açısından tıbba ve tıbbi
müdahaleye
belirli bir uzaklık seyreder. Onların kabulleri
sorunun daha çok irade ile ilgili olduğu, ilahi
gücün imdadına
mahzar olabilmenin kişinin niyazına ve gayretine
bağlı olduğu biçiminde özetlenebilir.
İçmeme davranışını her aşamada ödüllendirilen bir
basamak sistemi dahilinde değerlendiren bir iç
yapısı
vardır. içmezken tekrar içmeye başlama, içme isteği
duyma ve benzeri zorluklar karsısında AA’nın
hoşgörülü
yaklaşımı oldukça destekleyici ve güdeleyici bir
niteliğe işaret eder. Nitekim üyeler her zaman ve
her koşulda
bir diğerinin yanında olurlar,Yardım, destek vb.
araçlar açısından herhangi bir ön koşul yoktur.
Ülkemizde Ankara, İstanbul, İzmir basta olmak üzere
birçok kentte aktif olarak çalışan AA grupları
mevcuttur, Ayrıca AA’nın bağımlılık tedavi birimleri
ile ortaklaşa yürüttükleri çalışmaları mevcuttur,
"Bir kadehten bir şey olmaz!"
"Alkol beni kolay kolay etkilemez!"
"İstediğim zaman bırakabilirim!"
"Ben evimde içiyorum. Kimseye kötülüğüm yok.
"Ben bağımlı değilim!"
"Herkes içiyor. Herkes bağımlı mi oluyor!"
Bu ve benzeri onca ifade. Hiç olmazsa bir tanesini
belki duymuşsunuzdur. Bir biçimde size yabancı
gelmiyordur. Oysa bu cümleler alkol bağımlılığı için
tedavi gören insanların dosyalarındaki yaşam
öykülerinden gelişigüzel seçilmiş birkaç cümle! Tek
bir cümle bile karmaşa haline gelmiş bir yaşamı
anlatıyor olabilir. Bu nedenle alkol içimi konusunda
doğru bilgilenmek, aydınlanmak, öğrenmeye yatkın
olmak ve bildiklerimizi paylaşmak koruyucu ve
önleyici bir tutum için yaşamsal önem taşımaktadır.
Alkole bağımlılık sadece tıbbi bir sorun olmayıp
aynı Zamanda toplumsal nitelikli bir sorundur.
Toplumsal
politikalar, buna katılan sivil unsurları -birinci
planda koruma ve önleme görevi üstlenirler. Daha
sonra,
bağımlıların tedaviye ulaşmasını kolaylaştıran
olanakları hazırlarken, artık alkol kullanmayan eski
bağımlıların topluma yeniden dönüşleri ve uyumları
açısından rehabilitasyonları kapsamında uygun
imkanları hazırlarlar. Alkol bağımlısı birey için
başlangıçta en önemli husus
bağımlılıktan kurtulmak üzere hangi adimi nasıl
atacağı sorunudu |